İlgi: Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın 15/03/2011 tarih ve B.02.1.DTM.0.04.07.01/0320001391 sayılı yazısı.

İlgide kayıtlı yazıda, Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde oluşturulan Pazara Giriş Engelleri (PGE) Çalışma Grubu’na yapılan bildirimler kapsamında, özellikle Orta Doğu’ya ihracat yapan firmaların ürünlerine ait markaların, ihraç edilen ülkelerde taklit edildiği, hatta taklit malların başka ülkelere ihraç edildiği belirtilmektedir.

Yazıda devamla, markanın bir fikri mülkiyet hakkı çeşidi olduğuna değinilerek, fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda ülkesellik prensibinin geçerli olduğu ve ülkesellik prensibine göre, bir fikri mülkiyet hakkının, hangi ülkede korunmak isteniyorsa o ülkenin mevzuatı çerçevesinde ve sadece o ülkenin sınırları içinde korunduğu ifade edilmekte olup,  marka ihlalinden doğan zararların tazmini konusunda uluslararası tahkim gibi başka bir makam yetkilendirilmedikçe, markanın korunması ve ihlalden doğan zararların tazmininin ilgili ülke mahkemelerinden talep edilmekte olduğu belirtilmiştir.

Bununla birlikte, fikri mülkiyet haklarının uluslararası anlaşma ve sözleşmelere de konu olduğu, markalar ile ilgili olarak, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşmasının ve Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) kapsamında yer alan Paris Konvansiyonu ile Madrid Protokolünün temel metinler olarak karşımıza çıktığı belirtilmiştir. Söz konusu metinlere ilişkin özet bilgi ekte verilmekte olup, http://www.tobb.org.tr/DisTicaretMudurlugu/Sayfalar/Duyurular.aspx adresinden de temin edilebilir.

Notun incelenmesinden de görüleceği üzere, TRIPS Anlaşması ve Paris Konvansiyonunun, fikri mülkiyet haklarının korunması için, üye/taraf devletlerin, kendi iç hukuklarında yer vermeleri gereken asgari koruma şartlarını hükme bağlamakta olduğu, bu anlamda, bahse konu metinlerin, ülkelere fikri mülkiyet haklarının korunması için ne yapılması gerektiğini dikte etmekle birlikte, asıl korumanın, ülkesellik prensibi çerçevesinde ülkenin içinde aranabileceği bildirilmiştir. Madrid Protokolünün ise, markaların tesciline ilişkin bir birlik kurduğu ifade edilmiştir. Ayrıca ülkemizin DTÖ’ye üye, Paris Konvansiyonu ve Madrid Protokolü’ne ise taraf olduğu ifade edilmiştir.

Bu çerçevede, yukarıda değinilen anlaşma ve sözleşmelere üye/taraf tüm ülkelerin fikri mülkiyet haklarının korunmasını sağlayacak mevzuatı iç hukuklarına geçirmeleri gerektiği, ancak, hakların aranabilmesi için, öncelikle ihlalin gerçekleştiği ülkelerde yasal anlamda hak sahibi olunması gerektiği, yani markayı tescil ettirmenin ön şart olduğu belirtilmiştir.

Bu kapsamda, uluslararası tescilin iki şekilde yapılabildiği, Madrid Protokolü’ne taraf olmayan ülkelerdeki tescil işlemleri için her ülkenin kendi ulusal ofisine başvuruda bulunması, ayrı ayrı ücret ödenmesi ve farklı dillerde formlar doldurulması gerektiği, ekte yer alan bilgi notundan da görüleceği üzere, Madrid Protokolü’ne taraf ülkelerde ise, ayrı ayrı her ülkede değil, tek bir dilde yapılacak tek bir başvuruyla markanın talep edilen birden fazla ülkede tescil ettirilebilmesinin sağlanabildiği belirtilmektedir.